Bugun...



Türkler korkuyor”.. Suriyeliler de

Peki neden burada Almanya'da ırkçılığın kurbanı olan Türklerle ilgili hikayeleri hatırlatıyorum? Aslında bunu Ümit Özdağ hakkında konuşmak için yapıyorum. Neden Özdağ özellikle? Birkaç satırda anlayacaksınız. Özdağ, içine musallat olan ırkçı ruhtan biraz uzaklaşırsa, geçen Kasım ayında bir Türk vatandaşını İzmir'de üç Suriyeli genci ateşe vermeye sevk eden sebeplerden birinin kendisi olduğunu keşfedebilir. Cesetlerini kömürleştiren yangın, "Genç" ailesinin başına gelenle tamamen aynıydı.

facebook-paylas
Tarih: 16-04-2022 13:38

Türkler korkuyor”.. Suriyeliler de

“Türkler korkuyor”.. Suriyeliler de

 

 

"Şu anda, partilerin seçim kampanyalarında ırkçılığı kışkırtarak seçmenlerin oylarını yabancılar ve azınlıklar aleyhine çekmeden sorumlu olduklarını belirten bir onur anlaşması taslağı üzerinde çalışıyoruz." Bu söz, Almanya'daki Türk Toplumu "TGD" tarafından 29 Şubat 2008'de yapılan açıklamanın bir parçasıydı. O dönem topluluğun başkanı Kenan Kolat, "Türkler korkuyor" dedi. Evet, Almanların birçok şehrinde kendilerini etkileyen ve bir ay içinde Türk asıllı ailelerin 17 evinin yakıldığı bir şiddet dalgasının ardından Türkler korktular.

En ciddisi, Ludwigshafen'de beşi çocuk dokuz Türk'ün hayatını kaybettiği bir evde çıkan yangındı. Bu yangınlar Türklere 1993 yılında Kuzey Ren eyaletindeki Solingen şehrinde meydana gelen ve dört Alman neo-Nazi'nin Türk asıllı “Genç” ailesinin evini ateşe verdiği ünlü olayla devam etti. Üç kız çocuğu ve iki kadın hayatını kaybederken, on dört kişi de yaralandı. En kötüsü, yirmi plastik ameliyat geçirdikten sonra yüzünde hala maske takan "Baker Genç" adlı çocuğun yaralanmasıydı. Bugün, Solingen'deki Werner Caddesi'ndeki 79 No'lu ev yangında yok olduktan sonra, yerine kurbanların isimlerini ve hatıralarını taşıyan beş kestane ağacı dikili. Her gün yoldan geçenler, kızı, iki yeğenini ve iki torununu kaybettiği yeri kontrol eden yaşlı kadın "Mevlüde Genç" ile karşılaşabilir.

 

Peki neden burada Almanya'da ırkçılığın kurbanı olan Türklerle ilgili hikayeleri hatırlatıyorum? Aslında bunu Ümit Özdağ hakkında konuşmak için yapıyorum. Neden Özdağ özellikle? Birkaç satırda anlayacaksınız. Özdağ, içine musallat olan ırkçı ruhtan biraz uzaklaşırsa, geçen Kasım ayında bir Türk vatandaşını İzmir'de üç Suriyeli genci ateşe vermeye sevk eden sebeplerden birinin kendisi olduğunu keşfedebilir. Cesetlerini kömürleştiren yangın, "Genç" ailesinin başına gelenle tamamen aynıydı.

Irkçı ve nefret dolu açıklamalar yapan sadece Özdağ değil. Zafer Partisi'nin başkanlığını yaptığı partinin daha birçok üyesi var. Diğerlerinin yanı sıra “İyi Parti”den ve "Cumhuriyet Halk Partisi"nden de kişiler var. Bu kişilerin Türk toplumunda sayıca az olması biraz güven verici, ancak endişe verici olan seslerinin gür çıkması ve son iki yılda gözle görülür bir karşılık bulması.

 

Yaklaşık 130 yıl önce, on yedi yaşında bir çocuk olan dedem ve babası Dağıstan'ın "Ghazi Kumuk" bölgelerindeki "Bahkla" köylerini terk ederek, Karadeniz'i gemiler ve köhne kayıklarla geçerek Türkiye'ye doğru geçtiler. O dönemde, Kafkasya bölgeleri genel olarak Çarlık Rus egemenliği tarafından zorla yerinden edilme sürecine tanık oldu. Yüzbinlercesi vatanını terk etti ve geri dönmedi. Bu yerinden edilmenin gerçekleri ve detayları bilinmiyorsa ve diğer benzer konularda olduğu gibi küresel ilgi görmüyorsa, yerinden edilmenin en fazla mağdurunu alan Türk toplumu bu konuda çok şey biliyor. Türkiye, yerinden edilenler için alternatif bir vatan haline geldi. Araştırmacılar bugün Türkiye'deki Çerkes, Dağıstan ve Çeçenlerin sayısının iki ila üç milyon arasında olduğunu tahmin ediyor.

 

Dedem babasıyla birlikte iki yıl Türkiye'de yaşadı ve sonra Suriye'ye devam etmeye karar verdiler. Suriye'de o dönem göçmenler, ikamet ettikleri her yerde veya Osmanlı yetkilerinin onları dağıttığı her yerde iyi bir muamele ile karşılaştı. İki kuşak sonrası, siyasi koşulların değişmesi ve Esad'ın iktidara gelmesinden sonra, Suriye'nin alternatif vatanları haline gelmesine neden olan tüm azınlıklar da dahil olmak üzere, tüm Suriyelilerin acı çektiği talihsiz bir döneme girildi. Suriye Devrimi’nin ardından 2011'de varisi Esad rejimine karşı yerinden edilmiş Kafkasya'nın binlerce torunu, milyonlarca Suriyeli ile birlikte yeni sığınacakları ülkelere dağılmaya başladı. Bunlardan en büyük payı yine Türkiye aldı.

Özdağ'ın açıklamalarını yaklaşık üç yıldır takip ediyorum. Adını ilk kez 2018'de (henüz İyi Parti'den kovulmamıştı), bir Suriyelinin bir çocuğu kesici silahla tehdit ettiğini gösteren bir video yayınladığında duydum. Daha sonra, klibin 2014 yılına ait olduğu ve doktora sahibi bir profesör olan Türk milletvekilinin iddia ettiği gibi Suriyeli bir mülteciye ait olmadığı anlaşıldı. Sonra da ne zaman bir haberde ismine denk gelsem açıklamalarını takip etmeye başladım. Öyle ki, onun adı aklımda ve sanırım çoğu Suriyelinin zihninde, Suriyelilere ve genel olarak mültecilere yönelik yersiz bir nefret söylemi ve ırkçılıkla ilişkilendiriliyor. 2019'da Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Suriyelilere karşı çoğu söylenti ve uydurma haberlere dayanan günlük olarak birkaç tweet attıktan sonra, Özdağ'ın Suriyelilerin peşinden gitmesini durdurması için "İyi Parti"ye çağrıda bulunup tedavi görmesini tavsiye etti. Geçtiğimiz Kasım ayında partisinin "Ülkemizde Suriyeli istemiyoruz" sloganıyla yeni genel merkezinin açılışı sırasında, Suriyelilerin sınır dışı edilmesi için on milyon imza toplanması çağrısında bulunan Özdağ,”Türk milletinin yurdu olan Anadolu'yu, Türk milletinin yok olmasına sebep olacak bir göç merkezi haline kimse getiremez" dedi.

 

Bir hafta önce, bir gün bu adam hakkında bir makale yazacağım aklıma gelmezdi, özellikle de oldukça çeşitli olan Türk sivil toplumu hakkında bir dereceye kadar güvenim varken. Geçen hafta tesadüfen adamın "Dağıstanlı" olduğu ve daha da ötesi "Lak"lı olduğu bilgisine rastladım ve ben de onlardanım. Ümit Özdağ, 130 yıl önce Dağıstan'ın "Gazi Kumuk" bölgelerinden Türkiye'ye göç eden bir aileye mensuptur. İlk başta inanamadım, “Aman, o şimdi akrabamız mı?” diye bağırdığım için değil, göçmen kökenli bir insanın, yeni göçmenlerden bu tür tavırlarla yaklaşacağını hayal edemediğim içindir. İnternetteki bilgileri takip ettim: "Ümit Özdağ, aslen Kumuklu ve memleketi Dağıstandır. 3 Mart 1961'de Tokyo'da doğdu, babası Muzaffar Özdağ, Kayseri, Pınarbaşı'nda doğdu ve babası1960 darbesine katıldı”. Bilgiye güvenmedim, "Wikipedia" bilgisinden şüpheleniyorum. 20 yıldan fazla bir süredir İstanbul'da ikamet eden ve Türk toplumu ve özellikle Çerkes kökenli olan Suriyeli Çerkes bir arkadaşımla görüştüm, o Türk-Çerkes gruplarıyla görüştükten sonra bilgiyi teyit etti. Kesinlikle ne Kafkasya meseleleriyle ne de demokrasi ve insan hakları kavramlarıyla ilgisi yoktur.

 

Yazımı bu noktada bitirebilirdim ama aklıma gelen soru ve düşüncelere nasıl karşı koyabilirim? Dedem ve Özdağ'ın dedesi kuzen olabilir mi? Her ne kadar işler çok karışmasın diye bu fikri kafamdan atmaya çalıştım ama bu mümkün de olabilir.

Atalarının dağlarını birlikte bırakıp, aynı yollardan mı yürüdüler? On binlerce Kafkasyalıyı yutan Karadeniz'i aynı gemide geçmiş olabilirler mi? Türkiye'deki Çerkesler, atalarının etleriyle beslenen Karadeniz balıklarını bugün hala yemiyorlar. Dedelerimiz turizm hayranı değildi ve daha iyi bir ekonomik durum beklemiyorlardı. Aileleriyle birlikte ölümden kaçmak için ayrıldılar. Ümit'in şansı, ben kaçarken, yeni bir ölümden bir daha asla kaçmak zorunda kalmamasıydı. Ben yıllarca Hafız Esad'ın hapishanelerindeyken, Özdağ doktorasını yapıyordu. Doksanlı yılların ortalarında hapisten çıktıktan sonra düşünce mahkumu olarak herhangi bir Batılı ülkeye siyasi sığınma talebinde bulunabileceğimi söylesem bana inanır mıydı? Ama yapmadım? Ama bunu 2012'de çoğu Suriyeli gibi iltica ettiğimde, kimyasal dahil her türlü silahla, Esad güçlerinin bombardımanı altında ailemle birlikte sınırı geçme şansım arttığında yaptım. Yapmasaydım fotoğrafım, Beşar Esad'ın hapishanelerinde işkence altında ölenlerin "Sezar" fotoğraflarından biri olacaktı. Özdağ'ın kurbanlarımızın görüntülerine inanmadığını söyleyebilirim. İnanırsa ve Suriyelileri tehcir etmek isterse daha büyük bir felaket olur! Adam haklı olduğunu mu düşünüyor ve tarihin doğru tarafında mı? Neden olmasın, Hitler ve Stalin ve hatta köle tüccarları bile bu şekilde düşünüyordu.

Özdağ ve ben aile biyografimize atalarımıza yapılan büyük haksızlıkla aynı şekilde başladık, peki neden korkunç şekilde ayrıldık ve bugün bu iki zıt cephede duruyoruz? Herhangi bir cevap bulamadım. Bir an dedemden sonra Suriye'ye sığınanlara kızdığımı hayal ettim. Ne kadar ahlaksız ve sağduyudan bu kadar yoksun görünüyormuşum.

 

Sayın Özdağ, atalarınız buraya geldikten bir asırdan fazla bir süre sonra Türk olmak mutlak hakkınızdır. Ben de senin gibi böyle hissediyordum ve etnik kökenimi tamamen nötralize ederek Suriye ulusuna derinden bir aidiyet duydum ve diktatörün hapishanesinde dokuz yıl Suriyeli olduğum gerçeğini taşıdım. Ardından, yeni göçüm gerçekleşti. Ama senin ve benim hafızasız ve en önemlisi ahlaksız olmaya hakkımız yok! 2008'de Türkler Almanya'daki neo-Nazilerden korkuyorlardı. Bugün Suriyeliler sizden ve Türkiye'de size benzeyenlerden korkuyor.. Bin lanet olsun, ey kuzen!

 

Çevirmen: İbrahim Hayel

 

Makale yazarı: Malik Dağıstani

Yayıncı: Syria TV

 

"الأتراك خائفون" السوريون أيضاً https://www.syria.tv/%D8%A7%D9%84%D8%A3%D8%AA%D8%B1%D8%A7%D9%83-%D8%AE%D8%A7%D8%A6%D9%81%D9%88%D9%86-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D9%88%D9%86-%D8%A3%D9%8A%D8%B6%D8%A7%D9%8B




Bu haber 695 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ANALİZ Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Komşunuz Suriyeli Olsaydı Nasıl Davranırdınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI